SAVAŞ HATIRALARI
Halkın Katılımı
“Beni Sadr cumhurbaşkanı sıfatıyla ordu komutanlığını da üstlenmişti. Ancak olaylar Beni Sadr’ın resmi tavırlarının aksine gelişiyordu. Düşmanın Tahran’a hava saldırılarından hemen sonra Şehid Mustafa Çamran’la birlikte güneye Ahvaz’a hareket ettik ve orada bir kurmaylık oluşturduk. Halkın desteğı olmaksızın savaşın sürdürülemeyeceği ortaya çıkmıştı. Aylarca süren çalışmalardan sonra çeşitli halk kesimleri cephelere akın edince Beni Sadr ve adamları firar etmeye başladılar. Artık savaşı halk ve temsilcileri idare etmeye koyulunca savaşın kaderı 180 derece değişti.”
Irak saldırısı Amerika’nın emriyle ve...
“ Beni Sadr zamanında Irak’lılar savaş hazırlıklarına başlamışlardı ama saldırmadılar. Ne zaman ki, Şehid M. Ali Recai başbakan oldu onbeş gün sonra saldırıya geçtiler, çünkü Recai’nin başbakan olduğu bir hükumetten ümitlerini kesmişlerdi. Şehid Recai’nin yerine Beni Sadr’ın istediği biri başbakanlığa getirilseydi Irak’ı savaşa iten güçlerin savaşı başlatmalarına gerek kalmayacaktı. Çünkü cumhurbaşkanı Beni Sadr emperyalist güçlerin çıkarlarını korumaya hazırdı. ABD gerçekte Şehid Recai’nin başbakan olmasıyla darbesini indirdi ve savaşı başalattı.”
Silah ve Mühimmat Miktarı
“Yüksek Savunma Konseyi toplantılarından birinde ordu komutanları anlaşmışcasına elimizdeki mevcut silah ve mühimmatla 20-25 günden fazla savaşamıyacağımızı söyleyince endişelenmeye başladık. O günlerde bazı ülkeler ateşkes ve barış tekliflerinde bulunmuşlardı ve Beni Sadr cumhurbaşkanı olarak bu tekliflerle ilgili görüşmelere başlamadan önce bu senaryoyu hazırlamış olacak ki, o toplantıda komutanlardan birine dönerek, silah ve techizatlarımız hakkında bilgi vermesini istedi. İlgili komutan ise savaşırsak 20-25 günlük, eğer savaşmadan karşılıklı ateş açma halinde üç aylık silah ve mühimmatımızın olduğunu söyledi. Halbuki, daha önce bu konuda İmam’a bir rapor sunduğumuzda İmam kabul etmeyerek şöyle demişdi: “Ülkedeki silah ve mühimmat sizin bildiklerinizden çok çok daha fazladır. Bilmelisiniz ki, bu ülkeye depolanmış silah ve mühimmat miktarı Sovyetler Birliği gibi bir ülkeye karşı koymaya yetecek kadardır. Gidin arayın ve bulun”.
İmam’ın bu sözlerini hatırlatarak verilen raporun doğru olamayacağını vurguladım ve toplantıyı terkettik. Ve aradan nice üç aylar geçti ve silah ve techizat konusunda sıkıntıya düşmedik. Bilindiği üzere bize karşı bütün dünya ambargo uyguladığı için ilk yıllarda düşmandan silah da alamıyorduk. Gerçekten de gizli silah depolarını arayıp bulduk. Öyle silahlar bulduk ki, en üst düzey komutanların bile bu depolardan bilgileri yoktu. Daha sonra Yüksek Savunma Konseyi toplantısında, ortaya çıkardığımız panzerler, toplar ve mühimmatlar konusunda rapor verildiğinde ordu komutanları bundan heberleri olmadığını itiraf ettiler.”
Dikenli Tel ve...
“Emperyalist güçlerin İran’a uyguladıkları ambargonun şiddetini anlamak için şu örnek yeterli olsa gerek. Yabancı ülkelerin birinden almış olduğumuz bir miktar dikenli teli Sovyetler Birliği üzerinden taşımamıza izin vermediler, yani tamamen savunmaya yönelik dikenli tele bile ambargo uyguluyorlardı. Müstekbir güçlerin İslam Cumhuriyetine yönelik bu tavırları karşısında bu ülkenin evlatları Allah’ın yardımıyla depo köşelerine ve atölyelere kapanarak işe başladılar. Bugün en karmaşık silah ve techizatı düşmanın aklından dahi geçiremeyeceği düzeyde ülke içinde üretebilmekteyiz.”
Asker Elbisesi
“1980-81 yılları boyunca savaş bölgesinde bulunuyordum, haftada bir defa Cuma namazı kıldırmak için Tahran’a geliyordum. Her gelişimde İmam’ı ziyaret ederdim. Yine bir defasında İmam’ın yanına vardığımda askeri elbisemi çıkarmaya fırsat bulamamıştım. İmam (r.a) beni askeri elbiseler içerisinde görünce şöyle dedi: “ Bir alimin savaş elbisesi giymesi iftihar vesilesidir. Doğrusu da budur ve böyle de olması gerekir.”
Halbuki, bir zamanlar alimlerin asker elbisesi giymesi örfe aykırı bulunurdu. Cemaat imamının adaleti bahsinde askeri elbise giyilmesi adalete aykırı davranışlardan biri olarak sayılırdı.”
Tarihi Cuma namazı
O gün namaz saflarında İslam düşmanları tarafından yerleştirilmiş bombaların batlaması sonucu onlarca kişi şehid olmuş ve yaralanmıştı. Şehidlerin parçalanmış bedenleri etraftaki ağaçların dallarında sallanmakta, Cuma hatibi kürsüsünün tam karşısındaki alanda havaya yükselen toz, toprak etrafı sarmakta düşmanın gelişmiş uçakları Tahran’a kadar gelerek namaz kılınan bölge üzerine bombalarını boşaltmak amacıyla uçmakta ve uçaksavarlar aralıksız ateş etmekteydi. Hiçbir zaman unutulmayacak bu Cuma namazının imamı İmam Hamanei idi. Ayetullah Hamenei gözleri önünde bombaların patladığı anda kürsüyü terk etmeden bir dakikadan daha kısa bir süre hutbesine ara verdikten sonra büyük bir yiğitlik ve şecaatle hutbesine devam etti. Cuma imamının bu soğukkanlılığı ve Cuma namazına olan saygınlığı yüzbinlerce kişiden oluşan camaat üzerinde hemen etkisini göstermişti. Saflarda en ufak bir tedirginlik yaşanmaması bir yana tam bir azim gözlenmekteydi. Sebat ve iman sayesinde oluşan böyle bir huzur ortamında Ayetullah Hamenei hutbelerini bitirdikten sonra herkesi hayrete düşüren kendisine has bir huzu ve huşuyla Cuma namazını kıldırmıştı.
İmam Humeyni (r.a) bu tarihi Cuma namazıyla ilgili olarak yayınladığı mesajında şöyle diyordu: ”O Cuma namazının nurlu ve coşkulu camaatını asla unutamam; bir yandan bombalar patlıyor, havadan savaş uçakları tehditlerini sürdürüyor ve aşağıdan uçaksavarlar aralıksız ateş ediyorlardı. Bu sırada halkın durumunu seyretmek için bakıyordum, hiçkimse yerinden kıpırdamamış saflar düzenini bozmamıştı ve Cuma imamı halkın canına ruhuna işleyen etkili ve heyecen dolu hutbesine devam ediyordu. Bu sırada Cuma imamının sözleriyle coşan halk hep birden “ Allah-u Ekber, biz şehid olmaya geldik” diye feryad ediyordu.”